Erganili Köşe Yazarlarımız
ANKET
Web Sitemizi Nasıl Buluyorsunuz?
 
ÜYE GİRİŞİ
ANKET: Ergani İl Olabilir Mi?
ERGANİ İL OLSUN MU?
 
O Eski Günler / Anılar
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
Ziyaretçi Defteri
HAFTANIN VİDEOSU


Get the Flash Player to see this player.

Ziyaretçi Sayısı
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün36
mod_vvisit_counterDün314
mod_vvisit_counterToplam411944
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 2 konuk çevrimiçi
Site İçi Arama


yanlış zaman sürgünüdür insan–Mehmet Oğuz

1643’te doğan İsaac Newton birçok şeyi araştırıp ortaya çıkaran bir bilgedir. Yıldızların hareketi, ışığın yapısı, sesin hızı, ısının iletimi ve yerçekimi kanunu bu dâhinin sayesinde bilinir olmuştur. Bu buluşlarından en çok yankı uyandıranı ise “yerçekimi kanunu” dur.

Eduardo Galeano, Ve Günler Yürümeye Başladı adlı eserinde “Çağıran toprak” başlıklı yazısında Newton’u anlatırken, bize: “Yerçekimi kanunu; bizi çağıran ve çağırırken de bize kökenimizi ve kaderimizi hatırlatan toprağın karşı konulmaz çekim gücü” olduğunu söyler.

Yerçekimi kanunu”nun, daha geniş anlamıyla “doğanın kanunu” denilen yasaya karşı koymamız mümkün değil, ama bu “kanun”, bu “yasa” çoğu kez haksız işlemektedir. Alçaklar, namussuzlar, ölümü hak edenler, ölümü bekleyenler, yaşını almışlar değil de, daha çok yaşayacağı günleri, ailesine ayıracağı çok zamanı, söyleyecek çok sözleri, yapacak çok işleri, gideceği çok yerleri, düzenleyeceği çok toplantıları, okuyacağı çok kitapları, dostlarıyla birlikte içeceği rakıları olanları çekip aramızdan almaktadır. Toprak çağıracak başka daha kimse bulamadı mı, can dostum M. Şerif Bayram’ı çekip bağrına bastı: Kanunlar adil olmalıdır.

M. Şerif Bayram (d.1958) bir yıldır kanserle, 35 yıldır da kalp kapakçığındaki arızayla mücadele ediyordu. O, her zaman pozitif düşünen ve gülümsemesiyle çevresine hep yaşama sevinci veren bir arkadaşımızdı. Batman’da doğdu. Zor koşullarda hayata tutundu. Gençliğinde Batman’da İlerici Gençler Derneği-İGD Şube Başkanlığı yaparak devrimci hareket içinde yerini aldı. Kendisini bu dönemde Diyarbakır’a geliş gidişlerinde tanıdım. Sınırlı, tanışmadan öte bir ilişkimiz olmadı. Sonrasında çok zorlu süreçlerden geçti; arandı, tutuklandı, işkence gördü, Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi’nde 1982-1985 yılları arasında, en berbat günlerinde tutsak kaldı. Ama onurlu duruşunu yitirmedi, kalpten rahatsız olmasına rağmen ayakta kalmasını bildi. Dostlarına, çevresine neşe ve moral kaynağı oldu. 5 Nolu Cezaevi’nde dostluğumuz gelişti. Çok kısa bir dönem 34. Koğuşta da birlikte kaldık. Önce ben tahliye oldum, sonra Şerif Bayram tahliye oldu. İkimiz de İstanbul’a taşındık.

İstanbul’da önce maddi ve sosyal yaşamımızı yeniden yoktan var etmeye çalıştık. Ben bir fabrikada çalışmaya başladım, Şerif Fatih Çarşamba’da pazarcılığa başladı. Sonra pazarcılığın yanında Pazarcılar Esnaf Odasında Genel Sekreterlik yapmaya başladı. Türkiye Komünist Partisi-TKP’nin 12 Eylül sonrası yeniden toparlama sürecinde çok kısa bir dönem örgütsel ilişkilerimiz de oldu. TKP, Türkiye Birleşik Komünist Partisi-TBKP’ye evirilince ben bu oluşumda ben yer almadım ama Şerif yer aldı. Sadece TBKP değil, sonrasında legal kurulan sosyalist partilerin birkaçında yer aldı. Haydar Kutlu- Nihat Sargın Davası duruşmalarında Metin Danış’la birlikte Siirt ve Batman grubu olarak çok işler başardıklarını en iyi bilenlerdenim. Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı-TÜSTAV’da, Yeni Anayasa Platformu-YAP’ta bir şeyler yapmaya çalıştı. Hep barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin içinde oldu. Kürt halkının gasp edilen haklarının geri alınması için çalıştı. Her kesimden insanlarla sıcak, samimi ilişkiler içinde oldu. İyi bir organizatör, iyi bir örgütçü olmasının yanında bütün işlerini severek, neşeyle yapardı. Kahkahası hiç eksilmezdi. Güzel yer, güzel içerdi, ama daha çok paylaşmayı severdi.

Şerif Bayram yok artık aramızda. 25 Temmuz 2015’in gecesinde yıldız olup gökyüzüne aktı. 25 Temmuz günü İstanbul-Fatih’te Ümmü Gülsüm Cami’sinde düzenlenen törenle, alkışlar ve karanfillerle Batman’a uğurlandı ve aynı günün gecesi Batman’da defnedildi. Ailesi, dostları, arkadaşları ve yoldaşları törende kendisine eşlik etti.

Sevgili kardeşim, bizler şimdi nasıl bir araya geleceğiz, bir araya gelişimizi kim organize edecek, kim kahkahaları atacak, kim rakıları söyleyecek. Sensiz içmenin tadı mı olur?

Sevgili yoldaşım, dilediğin dileklerin gerçekleşmesi dileğimdir. Seni unutmayacağız. Git, yıldızlar yoldaşın olsun.

Kıymetli eşine, çocuklarına, ailene, sevenlerine, dostlarına, yoldaşlarına sabır diliyorum. Başımız sağ olsun.


e-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
web: http://www.uzulmez.info/muslum

 

Son Güncelleme (Perşembe, 30 Temmuz 2015 11:49)

 

Hüzün ve burukluğu, bu sessiz fırtına sağanağında acının derinliğine itmeli. Bedeninin ve ruhunun gerilmelerine, gel–git salvolarına aldırmadan beklemek ve sabretmek. Şems-i Tebrizi lisanıyla: “Gençliğimde aradığımı yaşlılığımda buldum. Ya ben erken geldim, ya sen geç kaldın vuslata, neylersin kader.” Ama Şems yanılıyor olabilir. Zira gelecek çok hızlı geliyor. “İnsan beklemeyi genellikle, artık bekleyecek bir şeyi kalmadığı zaman öğrenir” dese de Voltaire; beklemek sabır nöbetiyle son nefese kadar devam edecektir. Lakin bitmeyecektir. Son nefesten sonraki beklemeler; “kabirde beklemek, diriliş günü’nü beklemek, hesap günü’nü beklemek” beklemeleri sabırla nasıl sarmaş dolaş olacak sualine Yüce Yaradan Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri!” (2/155 - Bakara) beyânıyla ışık tutuyor aslında.

Beklemek ve sabretmek. Sanki özdeş iki kelime. Hararetli bir sabır, beklemenin enerjisidir. Belki hoş bir mutluluğa, güzel bir sona götüren bir hal. Zihin karışırsa, kafa bulanırsa sabır lekelenebilir, hayal kırıklıkları yaşanabilir. Sebepsiz beklemeler, kararsız beklemelerse ziyandır. Geçen zamanı hiçbir maddi güç geri getiremez. Asil bir bekleyişte feryat yüreğe gömülmüştür. Acı gönülde gizlenmiştir. O süreçte dua kendine en iyi mecrayı bulmuş olmalı.

Beklemek ve Sabretmek acı gelse de, mükafatın sancısıdır. Meyvesi tatlı olacaktır. Başka zamanları, başka aktörleri beklersek,  buna tesadüfler ihtimalini eklersek beklediğimiz neyse gelmeyecektir. Çünkü beklediğimiz kendimiziz. Kendimizi beklemek doğru zamanda, doğru mekânda sabır örtüsü altında. Beklemenin mühleti anladığımız andır. Kendimize geldiğimiz demdir. Sabır gömleğini giymek umut yüklenmek, gelecekte güzel şeyler olacaktırı sezinlenmektir. Hayalleri süslemek, fenalıktan, tehlikeden uzak durmaktır biraz da. Kişinin amel ve niyeti ile orantılı bir süreçtir beklemek ve sabretmek.

Daha ötesini, ötesinin ötesini kurcalayan derinliğe düşmeden beklemek. Uçurumların kenarında,  fırtınalara açık alanda konumlanmak akıl emanetine ihanet olabilir. Sabır örtüsü altında beklerken düşünce yağmuruna tutulmak ihtimali de vardır. Fırtına eser, yağmur yağarsa direnme gücünü sabırla dost duadan almak çare olabilir. Ya çocuklar, geleceğin yükseliş unsurları, aile bahçesinin çiçekleri beklemeyi ve sabrı bilmiyorlarsa, öğretilmemişse; beklemek zor, sabır acı gelecektir. Huysuzluk, mutsuzluk o şirin varlıkları sarsacaktır. Yetişmeyi beklemek, olgunlaşmayı beklemek, kavuşmayı beklemek, sevgiliyi beklemek, sevdiklerini beklemek, emeğinin, alın terinin karşılığını beklemek sabrı öğretirse de; sabır öyle bir olgudur ki olgunluğun zirvesidir.

Son Güncelleme (Cumartesi, 25 Nisan 2015 23:04)

 

Eğitimci, şair ve yazar Naci Gümüş’ün “Sam Yayınları” arasında “Edebiyat/Anı Dizisi olarak Eylül 2014 te  çıkan kitabının adı; “GÜN BATMADAN” Alt başlığı; Hayat, Hatıra ve Hayal.

Kitabın Konusu: Hayat, hatıra ve hayal parametresinde Son 55 yıldaki çevreyi, insanı, toplumu; coğrafya, tarih ve zamana içinden gelerek anlam yükleyen bir eğitimci, şair ve yazar. Edebi şahsiyetlerle buluşmalar…

Kitabın Türü: Anı, Anlatı.

Yazarın şu ifadeleri kitap hakkında bir fikir verir niteliktedir: “Bu eser tür itibariyle “Hatırat” sayılsa da, özelim değildir. Yalnız kendi dünyama münhasır, duygu ve düşüncelerimin tercümanı bir anlatı da değildir. Son 55 yıldaki çevreyi, insanı, toplumu anlatmak; coğrafya, tarih ve zamana içinden gelerek anlam yüklemek, 18.Asır tanıklarını görmüş olan 19. Asır adamlarını dinlemiş, 20. asrın 50 yılını yaşamış, 21.Asrın 10 yılını geride bırakmış biri olarak; değişim, gelişim ve yenilik sürecini menfi ve müspet taraflarıyla anlatmak, son 55 yılda yaşanmış unutulmaması gereken unutulmuş olayların hatırlanmasını, çocuk ve gençlerimizin mutlaka bilinçlenmesini sağlamaya katkıda bulunmak/böyle bir niyet taşımak önemli bir anlam ifade edecektir sanırım. Yaşıtlarım ve daha yukarı yaştakiler için de özlemli bir zaman yolculuğu yapalım istedim.

Bu itibarla bu kitap yalnız hatırat değildir. Roman tadında, deneme tarzında bir anlatı,  hayatımın, hatıralarımın ve hayallerimin de içinde olduğu bir eser olsun istedim. Bu konudaki ızdırabımı paylaşmak, “Hayat Defteri”min yok olmasını istemediğim sayfalarının nüshalarını çoğaltmak, ölümümden sonra unutulmamak isteğim yok dersem yalan olur. Oscar Wilde gibi “bütün dehamı hayatıma koydum; eserlerime de yalnız hünerimi koydum” diyemeyeceğim ama sonsuza uzanmak duygusu, ebede edebi eser bırakma tutkusu “Gün Batmadan” yapacaklarımı yapmaya, yazacaklarımı yazmaya zorladı. Bu durumu bir sorumluluk gibi hissetsem de hayatımın sonbaharında bir zaman yolculuğu yaptığıma, gelecek zamanlara geçmişten kopmayan bir hatıra bırakacağıma inanıyorum.”

Kitapta adı geçen ünlü isimlerden bazıları: Sezai Karakoç, Turan Karataş, Alaattin Karaca, Erdem Bayazıt, Kamil Aydoğan, Akif İnan, D. Mehmet Doğan, Prof. Dr. İlhan Genç, General Faruk Güventürk, Bosna-Hersek eski Milli Eğitim Bakanı Özerk Sancak Bölgesi Eğitim Bakanı Rıza Gruda, Kazakistan eski Orta Öğretim Genel Müdiresi Bubihan Alahunovna, Harun Özdemir, Müslim Üzülmez, Mahir Adıbeş ve Sayın Abdullah Gül.

Kitapta farklı bir bakış açısıyla anlatılan yer ve şehirler: Ergani, Eğil, Diyarbakır, Elazığ, Harput, Hatay, İzmir, İzmir’in Güzelbahçe ilçesi ve köyleri, İzmir’in Eşrefpaşa Semti, Buca ve Buca Kaynaklar.

Kitapta Hatırlatılan Olaylardan Bazılarının Özet Başlıkları:

  • 1895–1907 yılları arasında İzmir Belediye Reisliği yapmış Osmanlı siyaset ve devlet adamı Hacı Mehmet Eşref Paşa ve 1926 yılında, işgal kuvvetlerince yakılıp yıkılan İzmir’i imar için görevlendirilen Vali Kazım Paşa (Kazım Dirik) dan anekdotlar.
  • 1960’tan günümüze kadar yapılan darbeler, verilen muhtıralar, bunların sebep ve sonuçları.
  • Güneydoğu ve doğuda 1 Şubat 1992 den itibaren ard arda meydana gelen 45 çığ olayı ve hayatını kaybeden 326 kişi. Bu çığ felaketlerinin en büyüğü Şırnak’ta oldu. 3 Mart tarihinde de İhsaniye ve İncirharman Kömür Üretim Ocağında 263 kişinin ölümü, 83 madencinin yaralanması ile noktalanan grizu patlaması. 13 Mart akşamı mübarek Ramazan ayında Erzincan’ı vuran 6,3 şiddetindeki deprem…
  • Ege Denizi’nde NATO tarafından Gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında Türk Muhribi “Muavenet” ABD Filosundan Saratoga uçak gemisinden atılan füze ile vurulması…
  • Bosna Hersek Dramı…
  • Türkiye’ye göç dalgası ve “Yeniden Doğmak”
  • Ümraniye’de Çöp Faciası: Ölü sayısı 70.
  • 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve daha nice hadiseler, enteresan tespitler.
  • 1957 -2007 tarihleri arasındaki eğitim- öğretimin gelişimini, basının değişimini net ve açık gösteren birebir yaşanmış hadiseler, yapılmış uygulamalar…

Kitabın Hedef Okur Kitlesi: Öğretmen, öğrenci, şair ve yazarlar başta olmak üzere herkes’e hitap etmektedir.

Bu konuda basılmış eserlerden farkı; başka kaynaklarda yer almayan tespitler, anıların vuku bulduğu mekânların önemine, tarihine de vurgu yapılması, deneme tarzında, roman tadında bir üslup taşıması. Hayat, hatıra ve hayal sarmalı.

Son Güncelleme (Perşembe, 11 Eylül 2014 21:44)

 

Hava Durumu