Erganili Köşe Yazarlarımız
ANKET
Web Sitemizi Nasıl Buluyorsunuz?
 
ÜYE GİRİŞİ
ANKET: Ergani İl Olabilir Mi?
ERGANİ İL OLSUN MU?
 
O Eski Günler / Anılar
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
Ziyaretçi Defteri
HAFTANIN VİDEOSU


Get the Flash Player to see this player.

Ziyaretçi Sayısı
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün191
mod_vvisit_counterDün271
mod_vvisit_counterToplam538763
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 273 konuk çevrimiçi
Site İçi Arama

İstiklâlimize ve İstikbalimize kast eden darbe gibi her girişime hayır diyoruz ve lanetliyoruz. Demokrasi, insan hak ve hürriyetleri adına milletimizin gösterdiği direniş Dirilişe vesile olmuştur. "Kutlu Millet, Büyük Devlet" diyoruz.

Allah devletimize, milletimize zeval vermesin...

Son Güncelleme (Cuma, 22 Temmuz 2016 11:32)

 

Bazen diyorum ki; ne olacak söyle gitsin. Sonra diyorum; söyleyince ne olacak, sus bitsin.”
Cemal Süreya


Bir tesadüf sonucu Bilim Etiği Günü adlı bir kitapçık elime geçti. İlginç ve öğretici olduğu için zevkle okudum. Emeği geçenleri kutluyorum.

2012 tarihinde İstanbul Üniversitesi tarafından yayımlanan kitapçıktaki yazılar, 4 Ekim 2011 tarihinde İstanbul Üniversitesi Etik Kurulu tarafından düzenlenen Bilim Etiği Gününde Y. Hakan Erdem, Ayşe Erzan, K. Emre Gökyayla, Gürol Irzık, Hasan Yazıcı, Paul D. White tarafından sunulmuş olan bildirilerden oluşuyor. Sunulan bildirilerde, “bilimselliğin düşünce temellerine, raconuna ve ahlakına tümüyle ters” olan bilim yaşamımızın önemli sorunu intihal (= aşırma) çeşitli yönleriyle ele alınmış; etik (ahlak), bilimsel dürüstlük, intihal gibi kavramlar irdelenmiş.

Bu aşırma ya da intihal olayı benim çalışmalarımın da zaman zaman başına gelen bir musibet. Sadece şahıslarca yapılmıyor bu, kurumlarca da yapılıyor. İki örnekle yetineceğim. Birincisi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nda teknik eleman olarak çalışırken, 2000’li yılların başlarında hava kirliliğinin önlenmesine dair yaptığım bir çalışmayı aynı birimde çalışan bir mühendisin, bu çalışmamı birimin müdür yardımcısına götürüp sanki kendisi hazırlamış gibi sunduğunu; daha ilginç olanı ise bu müdür yardımcısının mevcut kömürlü sobaların iyileştirilmesine dair yaptığım bir başka çalışmayı zamanın çevre koruma daire başkanına kendisi hazırlamış gibi sunduğunu dün gibi hatırlıyorum. İkinci örnek ise tümüyle iyi bir aşırmacılık örneğidir. 2012 yılında Ergani Kaymakamlığı Onbin Yıllık Tarihin Tanığı ERGANİ adlı bir kitap yayımladı. Kitabın hem ismi hem de içerisinde yer alan bilgilerin çoğu benim çeşitli kitap ve yazılarımdan kaynak gösterilmeden alınarak kitabı hazırlayanlarca sanki yazılmış gibi baskısı yapılarak yayımlanmıştı. O zaman, “Bunun Adı Korsanlıktır” başlıklı yazımla (http://www.uzulmez.info/muslum/makale/korsan.htm) kamuoyuna bu durumu açıklamış ve yapılan aşırmacılığı kınamıştım.

Örnekleri çoğaltabilirim, ama gereği yok. Burada yazılarımın başına gelenlere değil, Bilim Etiği Günü kitapçığında bilim etiği ve intihal ile ilgili yazılanlara bakmamızın daha yerinde olacağını düşünüyorum. Hem böylece kitapçığın içeriği de daha iyi anlaşılmış olunur.

“Her işin, her mesleğin bir raconu vardır. Racon, İstanbul argosunda usul, adap, kaide demektir. Racon kesmek, kabadayılar arasında adalet dağıtmak, hüküm vermek anlamında da kullanılır.

…Bilimin bir meslek olarak icrasında, diğer insanların sahip olmadıkları bazı teknik bilgi ve donanımlar sayesinde ortaya çıkartılan değer, ilişki, yöntem ve bilgilerin, aslına uygun biçimde, tahrif edilmeden, doğru olarak diğer meslektaşlara ve uzman olmayan kişilere bildirilmesi zorunluluğu, toplumsal kaynaklarla desteklenen bilimsel faaliyetin tanımından, varoluş nedeninden yola çıkarak saf akılla ulaşılabilecek bir zorunluluktur.

…Bilim pratiğinin tabi her meslekte olduğu gibi, meslektaşlarla ilişkileri de düzenleyen bir iş ahlakı yanı vardır. Burada da, haksız rekabetten kaçınma anlamında dürüstlük, bilimin de raconunu oluşturur. İntihal ve diğer sahtecilik biçimleri, hakemlik gibi görevleri yerine getirirken kötüye kullanma gibi ihlaller, haksız rekabete de yol açan en yaygın ihlallerdir.” (Ayşe Erzan, s.1, 4, 5)

“Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğünde intihal, ‘aşırma’ olarak açıklanmaktadır. Fikir ve sanat eserleri hukuku anlamında intihal ise, en basit ifadesiyle, bir eseri ya da bir eserde yer alan ifadeyi kişinin kendisine aitmiş gibi göstermesidir. Fikir ve sanat eserleri hukukuna göre korunan bir eserin ya da esere ilişkin belirli bir kısmın, kendisine aitmiş gibi gösterilmesi intihaldir.” (Emre Gökyayla, s.67)

“Meselâ, üzerindeki fikrî mülkiyet haklarının yasal olarak kalktığı bir eserden usulsüzce yararlanmanın veya bütünüyle kendine mal etmenin yasaca anlamlı bir yaptırımı olmayabilir ama bu bilimsel bir ‘suç’ ve bilim etiğine tamamen aykırı bir durumdur. İntihal konusunun yasayla düzenlenmesi pek çok kişiye geldiği gibi bana da şahsen itici geliyor. Fakat gerçek kişiler ve onların mirasçılarının malî haklarını koruma kaygısının ötesine geçilerek ve akademik-bilimsel kaygılardan yola çıkılarak yapılacak ciddi bir intihal yasasına, bilimsel yaşamında büyük nicel ve aynı oranda olmasa da bazı nitel genişlemeler yaşayan Türkiye toplumunda her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır.” (Y. Hakan Erdem, s.21)

“Bilim etiği dediğimizde, dürüstlük ve açıklık gibi değerlerden insana ve çevreye zarar vermeme gibi norm ve kurallara uzanan geniş bir yelpazeyi kastediyoruz. …Bilimsel dürüstlük, bilimsel veri ve bulguların çarpıtılmadan yayımlanması, başka araştırmacıların çalışmalarından yararlanırken haklarının teslim edilmesi gibi ilkeleri kapsıyor, dolaysıyla da aşırmacılık (intihal), sahtekarlık ve uydurmacılığın zıddını ifade ediyor. Aşırmacılık, başkasının emek ve çabasına bir saygısızlık haksızlık iken, sahtekarlık ve uydurmacılık etik dışı değil, aynı zamanda bilimsel bilgi üretiminin güvenirliğini de zedeleyen davranış biçimleri.

…Bilimsel dürüstlükle bağdaşmayan davranışlar sahtekarlık ve uydurmacılıktan ibaret değil kuşkusuz. Aşırmacılık da diğerleri kadar dürüstlükle çelişen bir davranış biçimi. Bilimsel devrim sırasında bilim insanlarının en çok şikayet ettikleri, onları en çok uğraştıran meselelerden biri de bu. Bu dönemde aşırmacılık daha çok, birinin elyazmalarının başkası tarafından çalınarak yayınlanması, korsan kitap basımı, başkasına ait bir eserden o yazarın ismi hiç zikredilmeden sayfalarca kopya çekilmesi biçiminde tezahür ediyor. Doğallıkla, aşırmacılık meselesi, yazarlık, ödül ve itibar kavramlarıyla sıkı sıkıya ilgili.

…Bu itibarla, bilimsel faaliyeti düzenleyen kuralların hukuktan çok etiğin alanına girdiği ve bir gelenek meselesi olduğu, bilimsel bilgi üretiminde asıl ödülün tanınma ve saygınlık olduğu, buna paralel olarak etik dışı davranışların bedelinin saygınlık kaybı olduğu hep göz önünde bulundurulmalıdır. Bilimsel dürüstlük ve güven her şeyden önce etik kavramlardır.” (Gürol Irzık, s.55, 58, 64, 65)

Kısacası: Bilimsel çalışmalarda, edebiyatta, sanatta intihal (= aşırma) denen söz ve yazı hırsızlığı veya yankesiciliği maalesef çok yaygın ve her geçen günde daha fazla yaygınlaşıyor. “Değerli tarihçi H. Erdem tarafından çok çarpıcı olarak anlatıldığı üzere intihal, çeşitli kılıflar altında bu topraklarda asırlar boyunca kök salmış. Aşırmayla ilgili kültürel ve yasal caydırıcılık ise, günümüzde dahi, oldukça etkisiz. Ve nihayet bu söz konusu intihal yatkınlığı, bu ‘entelektüel miskinlik’, kuşkusuz yüz kızartıcı bir şekilde, uluslararası bilim çevrelerince de oldukça iyi biliniyor.”

Ama bu yapılanlar, basit, sıradan şeyler değil; en hafif deyimle ahlaksızlıktır, emek ve düşünce hırsızlığıdır. Kepazeliktir. Benim bildiğim, tüm ahlaki öğretiler ve dini inançlar ahlaksızlığı ve hırsızlığı yüz kızartıcı bir suç olarak görmekte ve ayıplamaktadır, ama ne hikmetse intihal denilen ahlaksızlık, “söz ve yazı hırsızlığı” aşikâr bir şekilde yayınlaşıyor. O zaman, nedeni başka yerde aramalıyız: “Tarih boyunca birey değil de toplum ahlakına çeki düzen vermek isteyen yönetimler çok olmuştur. Ancak altını çizerek belirtmek gerek. Her örnekte yine böyle otoriter devreler her türlü ahlak dışılığın en yaygın olduğu zamanlar olmuştur.” (s.11)

e-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
web: http://www.uzulmez.info/muslum

Son Güncelleme (Cuma, 17 Haziran 2016 17:44)

 
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfEn iyi 
Doğum ile ölüm arasındaki bu hayatın anlamı ve kapsamı dışında bir yaşanmışlık var mıdır? Hayatın açığa çıkmış, kutsanmış, yüceltilmiş enstantanelerin paralelinde köreltilmiş, söndürülmüş, kısırlaştırılmış vahşi yaşantılar da var (mı)dır?

Karmaşık, kararmış zaman dilimini görenler kim, ıssız sessiz ve belirsiz geleceklere endişelerini gömenler kim?  Ürperme, titreme; hayat boyu sürmeyen ama canlılık, sevinç ve tebessüm olgusuna anlam katan tecrübeler mi?

Hayatın bütününü sezmek, görebilmek mümkün müdür, erişilmez bir hayal midir?
Sanatkârlar sezdiklerini mi bize parça parça sunmakta, zevklerini mi paylaşmakta, yoksa hayatın tamamını sanata çevirmeye mi uğraşmaktadırlar?  Sanatkârlar güzellik teknisyenleri mi, güzellik manyetik alanında esir olmuş köleler mi?

Hayat’a Yaşam demek mümkün mü? 
Hayatta derinlik, hayatta sır, hayatta can vardır, canlılık vardır.
Yaşam kısır, dölsüz bir kelime. Yaşam; yaşamaya giydirilmiş bir gömlek. Desensiz, renksiz.

Hayata hayat katmak;
“bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir. Birini dirilten bütün insanları diriltmiş gibidir.” (Maide Süresi: 5/32)

"Biz gökleri yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve bir eğlence olsun diye yaratmadık. Biz onları hak ve hikmetle yarattık." (Duhan suresi, 38–39. ayetler)


Hayat; Canlılık,  var olma, hür olma,  tatlı bir hareketlilik.  O hürriyet içerisinde mikro bir canlının dahi yaradılış hikmetine istinaden yaşama hakkı vardır. 

Hiddet, şiddet, terör; lanetli, kirli kelimeler. Hayat kelimesi içerisinde yerleri yoktur.
Hayat sözlüğünde kin, öfke sözcükleri sevimsiz ve iticidir.
“Hayat ne kadar acı. Hayat acımasız.”
Hayata iftira atan insanın içindeki şeytani esintidir. İnsandan doğma insandır o acımasız olan, hayata zehir katan,  masumları da yakan.
Hayat Sözlüğü’nün korsan baskısı piyasadan toplanmalıdır.
Hayat Sözlüğü bütün dünya dillerinde aynı kelimeleri barındıran tek lügattir. Çünkü insan her yerde aynı insandır, hayvan da her yerde hayvandır.

Hayat ile insan zaman sarmalı içerisinde yer ile gök arasında yolculuklarını sürdürecekler.

Hayat ile hayatımız arasındaki tenasübü, hayat ile sanat arasındaki ahengi, hayat ile yaşam arasındaki ilişkiyi yeniden yorumlamak, yeniden kurmak lazım. Hayatımızı ilgilendiren en hayati konu budur.

Hayat Sözlüğünü arada bir okuyalım.

Son Güncelleme (Cuma, 04 Mart 2016 16:16)

 
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfEn iyi 

Hatıraların ötesinde

Bir dağ biliyorum sırtında efsanevi sarnıçlar

Tepesinde bir türbe

Günün ilk ışıkları buseler kubbesini

Dağa bir hilal çizer

Kasabaya selam eder


Kaybolmuş hatıraların eskimiş albümünde

Toprak damlı kerpiç evler ve dut ağaçları

Zerdali sarısına nar rengi karışmış

Dere dere parsellenmiş bir tablo darmadağın

Acının kederin fukara elbisesiyle gezindiği

Biçilmiş ekin tarlaları seriliyor önüme

Tırmıklardan kaçmış başak taneleri

Harman diplerinde buğday habbeleri

Nafaka kokusuyla manzara manzara

Çerçeveleniyor anılarımda...


Dağ mağara tepe ve türbe

Gül bahçe, mevlid ve kandil

Ocak ve ateş, masal ve efsane

Hâf’ızın kavalı

İsmail Hakkı Ozan’ın sesi

Bursalı askerin her gün okuduğu hep aynı şarkı

Köklenen gül tarlalarının inşirahı

Bir hüzün bir buruk gibi

Geçmişle gelecek arasında düşüyor bir zaman boşluğuna

Beynim bozbulanık bir nehir sanki.


Türküler maniler

Akostik armonisiyle arkaik bir tını

Gül kalıntıları betonarme binalar altında

Pekmezli tahin, karlı pekmez

Gül şurubu yayık ayranı biyan şerbeti

Şimdi sadece buruk bir hayal, tatlı bir anı...

Naci GÜMÜŞ

Son Güncelleme (Pazar, 04 Ekim 2015 02:11)

 

Hava Durumu