Erganili Köşe Yazarlarımız
ANKET
Web Sitemizi Nasıl Buluyorsunuz?
 
ÜYE GİRİŞİ
ANKET: Ergani İl Olabilir Mi?
ERGANİ İL OLSUN MU?
 
O Eski Günler / Anılar
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
  • Ergani- Güneydoğunun İncisi
Ziyaretçi Defteri
Haftanın Videosu: Sezai KARAKOÇ Konuşuyor


Get the Flash Player to see this player.

Ziyaretçi Sayısı
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün15
mod_vvisit_counterDün438
mod_vvisit_counterToplam337606
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 5 konuk çevrimiçi
Kitap Yurdu
GÜN BATMADAN
NACİ GÜMÜŞ
Site İçi Arama

Haw, Kemal Varol’un yeni yayınlanan romanı.

Kemal Varol, mutlak hegemonya isteyen kutsal hiyerarşi ile örgütlenmiş derin devletin, resmi ideoloji ve siyasi rejimin yıkıcı etkisinin en çok hissedildiği coğrafyada, 1977’de Diyarbakır’da doğmuş, çocukluğunda 12 Eylül darbesinin, gençliğinde Kürt ulusal hareketi ile Devlet arasında süren savaşın tüm olumsuzluklarını görüp yaşamış biridir. Görüp yaşadıklarına dair duygu ve düşüncelerini bazen yazı ve bazen şiirleriyle bizlerle paylaşıyor. Haw romanı da bunlardan biri.

Kemal Varol, Haw romanında Güneylilerle Kuzeylilerin (yani Kürtlerle Devletin) savaşını bir köpeğin gözünden anlatmaktadır. Yazar bu eseriyle “çağının en iyi tanığı edebiyattır” önermesinin doğruluğunu bir kez daha doğrulamakta ve topluma esastan bir ayna tutarak çok uzun yıllardır süren savaşın vicdansız ve merhametsiz iğrenç yüzünü bütün çıplaklığıyla bizlere göstermektedir.

Romanın kurgusu, anlatımı, betimlemeleri ve dili çok güzel. Konusu ise acı gerçeğimiz: Kürtlerin hak gaspı ve bunun sebep olduğu sorunlar. Kitap on beş bölümden oluşuyor. Bölüm başlarına alınan anlamlı her alıntı romanı daha da anlamlandırmış. Roman özelliği nedeniyle edebiyat dünyasının saygın ödüllerinden 2014 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'nü hak etmiş: Seçici kurul, Varol'un romanını “Gerçek ile gerçekdışıyı yeni bir zeminde buluşturduğu; sembollerden yola çıkarak taze bir soluk yarattığı; savaş ve acının içinde umuda yeni bir pencere açtığı; güncellikle edebiyat arasında yetkin bir bağ kurduğu” gerekçesiyle ödüle değer bulmuş. Ayrıca, Sabitfikir edebiyat ve eleştiri dergisi, eleştirmenler ve yazarlardan oluşan bir jüri tarafından 2014 yılının en iyi 50 romanı arasından Kemal Varol'un Haw romanını yılın en iyi romanı olarak seçmiştir.

Roman çekici ve etkileyici; okurken düşündürüyor, sarsıyor, hüzünlendiriyor, peşe peşe sorular akla getiriyor ve zaman içinde yolculuğa çıkartarak bizleri “rahatsız edici gerçekler” le yüzleştiriyor.

Romanın kahramanı bir köpek, adı Mikasa, resmî adıyla SK: 107. Bir sokak köpeğiyken Mikasa yakalanır, bağlanır, eğitilir, demirbaş kaydına alınır, zimmetlenir ve SK: 107 olarak Arkanya’daki (Ergani) bir dağbaşı karakoluna uzman mayın arama köpeği olarak gönderilir. Görev başındayken bile her gece rüyalarını süsleyen, “zaman ve kamu düzeninin” gönlünden koparamadığı, “bir masal olup kayıplara karışan” biricik aşkı Melsa’sını arar. Firarî olur, aç kalır, bir kemik ya da bir dilim ekmek parçası için büyükşehrin sokaklarını (Diyarbakır küçelerini) dolaşır, gezer. Ama büyükşehir kuşatılmış, her taraf asker ve polis denetimindedir. Çaresiz açlıktan görev yaptığı karakola geri döner. Özcesi yaşadığı süre içerisinde çok şey görür, çok şey yaşar. Yıllar sonra Mikasa’nın başına gelenleri, tanık olduğu olayları ve serencamını torunu masal tadında bir dengbêj gibi bizlere anlatır. Ağır konular toplum olarak hepimizi yorduğundan dinlerken bazen nefesimiz daralır. Faili meçhuller, işkenceler, infazlar, toplu mezarlar… köylerin, ormanların, mağaraların, köpeklerin yakılışı… kısacası yakın dönemde yaşadıklarımızla ilgili bazen doğrudan bazen de sembollerle anlatılanlar ya kanımızı donduruyor ya da köz olur yüreğimizi yakıyor. Yazarımız ne yapsın? Arkanya Makam Dağı’nın eteğinde Karajdağ’a karşı kuruludur. Makam Dağı’ndan esen rüzgârlar soğuk ve dondurucu, Karajdağ’dan esen ise kavurucu ve yakıcıdır. On yıllardır süren savaş insanların kanlarını dondurdu, ocaklarını yaktı söndürdü. İnsanların ve köpeklerin gönüllerini artık ne Makam Dağı’nda yatan Zülküfil Nebi Hazretleri ve ne de Kıtmır Hazretleri ısıtmıyor, Papaz Gölünün suyu ise yürekleri serinletmiyor. İnsanın bir gözü ağlarken, diğer gözü güler mi hiç?

Böyle olsa bile bizler yine de geleceğe umutla bakmak istiyoruz. Lessi türü Adıgüzel adlı dişi köpeğin, “Kim bilir, belki savaş da çoktan bitmiş olur ve bütün bu olup bitenler bir masal olarak kalır geriye” dileğine umutla katılmak istiyoruz. Ama Mikasa’nın, “Savaşın en kötüsü belleklerde devam edenidir” yanıtı bizleri bu kez daha derinlikli bir gerçekle yüzleştiriyor.

Kemal Varol kardeşim, romanınla “umuda yeni bir pencere” açtığın için sizi yürekten kutluyorum. Ellerine sağlık.

Künyesi: Kemal Varol, Haw, İletişim Yayınları, İstanbul-2014, 230 sayfa.


e-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
web: http://www.uzulmez.info/muslum

 

Son Güncelleme (Çarşamba, 10 Aralık 2014 12:43)

 

Eğitimci, şair ve yazar Naci Gümüş’ün “Sam Yayınları” arasında “Edebiyat/Anı Dizisi olarak Eylül 2014 te  çıkan kitabının adı; “GÜN BATMADAN” Alt başlığı; Hayat, Hatıra ve Hayal.

Kitabın Konusu: Hayat, hatıra ve hayal parametresinde Son 55 yıldaki çevreyi, insanı, toplumu; coğrafya, tarih ve zamana içinden gelerek anlam yükleyen bir eğitimci, şair ve yazar. Edebi şahsiyetlerle buluşmalar…

Kitabın Türü: Anı, Anlatı.

Yazarın şu ifadeleri kitap hakkında bir fikir verir niteliktedir: “Bu eser tür itibariyle “Hatırat” sayılsa da, özelim değildir. Yalnız kendi dünyama münhasır, duygu ve düşüncelerimin tercümanı bir anlatı da değildir. Son 55 yıldaki çevreyi, insanı, toplumu anlatmak; coğrafya, tarih ve zamana içinden gelerek anlam yüklemek, 18.Asır tanıklarını görmüş olan 19. Asır adamlarını dinlemiş, 20. asrın 50 yılını yaşamış, 21.Asrın 10 yılını geride bırakmış biri olarak; değişim, gelişim ve yenilik sürecini menfi ve müspet taraflarıyla anlatmak, son 55 yılda yaşanmış unutulmaması gereken unutulmuş olayların hatırlanmasını, çocuk ve gençlerimizin mutlaka bilinçlenmesini sağlamaya katkıda bulunmak/böyle bir niyet taşımak önemli bir anlam ifade edecektir sanırım. Yaşıtlarım ve daha yukarı yaştakiler için de özlemli bir zaman yolculuğu yapalım istedim.

Bu itibarla bu kitap yalnız hatırat değildir. Roman tadında, deneme tarzında bir anlatı,  hayatımın, hatıralarımın ve hayallerimin de içinde olduğu bir eser olsun istedim. Bu konudaki ızdırabımı paylaşmak, “Hayat Defteri”min yok olmasını istemediğim sayfalarının nüshalarını çoğaltmak, ölümümden sonra unutulmamak isteğim yok dersem yalan olur. Oscar Wilde gibi “bütün dehamı hayatıma koydum; eserlerime de yalnız hünerimi koydum” diyemeyeceğim ama sonsuza uzanmak duygusu, ebede edebi eser bırakma tutkusu “Gün Batmadan” yapacaklarımı yapmaya, yazacaklarımı yazmaya zorladı. Bu durumu bir sorumluluk gibi hissetsem de hayatımın sonbaharında bir zaman yolculuğu yaptığıma, gelecek zamanlara geçmişten kopmayan bir hatıra bırakacağıma inanıyorum.”

Kitapta adı geçen ünlü isimlerden bazıları: Sezai Karakoç, Turan Karataş, Alaattin Karaca, Erdem Bayazıt, Kamil Aydoğan, Akif İnan, D. Mehmet Doğan, Prof. Dr. İlhan Genç, General Faruk Güventürk, Bosna-Hersek eski Milli Eğitim Bakanı Özerk Sancak Bölgesi Eğitim Bakanı Rıza Gruda, Kazakistan eski Orta Öğretim Genel Müdiresi Bubihan Alahunovna, Harun Özdemir, Müslim Üzülmez, Mahir Adıbeş ve Sayın Abdullah Gül.

Kitapta farklı bir bakış açısıyla anlatılan yer ve şehirler: Ergani, Eğil, Diyarbakır, Elazığ, Harput, Hatay, İzmir, İzmir’in Güzelbahçe ilçesi ve köyleri, İzmir’in Eşrefpaşa Semti, Buca ve Buca Kaynaklar.

Kitapta Hatırlatılan Olaylardan Bazılarının Özet Başlıkları:

  • 1895–1907 yılları arasında İzmir Belediye Reisliği yapmış Osmanlı siyaset ve devlet adamı Hacı Mehmet Eşref Paşa ve 1926 yılında, işgal kuvvetlerince yakılıp yıkılan İzmir’i imar için görevlendirilen Vali Kazım Paşa (Kazım Dirik) dan anekdotlar.
  • 1960’tan günümüze kadar yapılan darbeler, verilen muhtıralar, bunların sebep ve sonuçları.
  • Güneydoğu ve doğuda 1 Şubat 1992 den itibaren ard arda meydana gelen 45 çığ olayı ve hayatını kaybeden 326 kişi. Bu çığ felaketlerinin en büyüğü Şırnak’ta oldu. 3 Mart tarihinde de İhsaniye ve İncirharman Kömür Üretim Ocağında 263 kişinin ölümü, 83 madencinin yaralanması ile noktalanan grizu patlaması. 13 Mart akşamı mübarek Ramazan ayında Erzincan’ı vuran 6,3 şiddetindeki deprem…
  • Ege Denizi’nde NATO tarafından Gerçekleştirilen bir tatbikat sırasında Türk Muhribi “Muavenet” ABD Filosundan Saratoga uçak gemisinden atılan füze ile vurulması…
  • Bosna Hersek Dramı…
  • Türkiye’ye göç dalgası ve “Yeniden Doğmak”
  • Ümraniye’de Çöp Faciası: Ölü sayısı 70.
  • 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve daha nice hadiseler, enteresan tespitler.
  • 1957 -2007 tarihleri arasındaki eğitim- öğretimin gelişimini, basının değişimini net ve açık gösteren birebir yaşanmış hadiseler, yapılmış uygulamalar…

Kitabın Hedef Okur Kitlesi: Öğretmen, öğrenci, şair ve yazarlar başta olmak üzere herkes’e hitap etmektedir.

Bu konuda basılmış eserlerden farkı; başka kaynaklarda yer almayan tespitler, anıların vuku bulduğu mekânların önemine, tarihine de vurgu yapılması, deneme tarzında, roman tadında bir üslup taşıması. Hayat, hatıra ve hayal sarmalı.

Son Güncelleme (Perşembe, 11 Eylül 2014 21:44)

 
Soluk alma başkadır dağda. Çirkefin bulanık suları akmaz dağda. Bir başkadır dağ çağrısı. Geniş kırlar bazen mağaralar, bazen buz gibi sular, kuyular; serin vadiler ya da hayat hazinesi gibi koruluklar. Bilinirse eğer dağ saadeti, tepenin günün ilk ışıklarıyla ışımasıyla başlar. Kekik kokusu, pelin, papatya yada çam kokusu nefeste bir hayat gibidir dağda.

Dağ ki en çetin kaya orda. Dağ ki, göğsünü açar melteme de, poyraza da, lodosa da. Ve günün ilk ışıkları dağa vurur. Denizle göğün arasındaki münasebet, ovayla kırın arasındaki şifre en güzel dağda çözülür. Çobanla koyun ne ise, bağ ile dağ odur. Büyük kentin odunu söndüren dağdır. Dağın eriyen karı, sızan suyu ve çağlayanıdır. Ormandan fırlayan ceylan misali, avcının tüfeğinden kaçan tavşan yüreği, dolunayın ışıdığı gecelerde Jüpiter’e göz kırpan ateş böceği gibidir dağ insanı. Baharda badem çiçeği, güzde çilek çiçeği, kışın safvete yakındır dağ insanı. Kolaya kaçmayan, iğne ile kuyu kazan, cefakar dağ insanı...

Dağın soluğu başka, yolu başka, havası başkadır. İnişi var çıkışı var, yokuşu var, kayası var, dikeni var. Yaylalara giden yollar kıvrım kıvrımsa da orda gönüller başkadır. Dağda yüreğe bakış başkadır. Çoban değneğinin sihirli dokunuşunda, kuzuların meleyişinde dağ sevdası gizlidir. İlk tepe bir kapı, vadiler yatak, yaylalar uğrak; palamut, meşe, çam, ya da kaya gölgesi kucaktır dağda. Kendini arayan insanın, gönül erine kucak açışı bir başkadır dağın. Tefekkür en güzel dağda teeyyüt eder. Seyr-i şuunat dağa has bir keyfiyettir.

Güneş’in doğuşu, güneşin batışı, hatta kuşların uçuşu bile bir başka imajın tablolarıdır dağda. Kayalar kale gibi, burç gibi, çoban türküleri zafer şarkıları gibi, mağaralar çökmüş bir medeniyetin izleri gibi... Her kayanın ardı, her tepenin ardı yeni bir ülkeye açılan kapılar gibidir. Yeri göğü kucaklayan açılmış sayfalar, okunan kitaplar gibidir dağlar.

Hira özlemi, Tür-i Sina’daki sıcaklık, Ağrıdaki sır, Erciyes’teki duman, Makam Dağı’nda Zülküfül Nebii Zişan; dağ çağrısının bitip tükenmeyen mesajlarıdır. Dağ masalları, dağ şarkıları, dağ türküleri hep aynı mesajın izleridir.

Son Güncelleme (Pazar, 20 Nisan 2014 11:19)

 

Hava Durumu

Click for Diyarbakır, Türkiye Forecast